10 ARALIK İNSAN HAKLARI BASIN AÇIKLAMASI
Tarih: 14.12.2017| Okunma Sayısı: 1249

İNSAN HAKLARI GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI

BASINA VE KAMUOYUNA

                         1948'de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, İnsan Haklarının Anayasası olarak tanımlanır. İnsanın doğuştan sahip olduğu kişisel hak ve özgürlükleri tanımlar, her insanın yasa önünde eşit olduğunu, işkenceye, kötü muameleye ve onur kırıcı cezalara tabi tutulamayacağını ilan eder. İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi yolunda uluslararası toplum tarafından sürdürülen çabalara yol gösterici işlevini bu günde sürdürür.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini Türkiye 6 Nisan 1949'da onaylamıştır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde, tüm insanların hiç bir ayırım gözetmeksizin yalnızca insan oluşundan dolayı eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkına sahip olduğunu ilan etmektedir. Buna göre herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, doğuş tabiiyet, servet ya da benzeri başka bir statü gibi her hangi bir ayırım gözetmeksizin tüm hak ve özgürlüklerden eşit bir şekilde istifade eder.
                       İnsan hakları, doğal hukukla literatüre geçen bir olgudur. Buna göre, insanın sadece insan olmasından mütevellit öznesi olduğu haklara işaret eder. Temel anlamda insan hakları her ne kadar bir toplumsallık içerisinde anlam kazanıyor olsa da bireysellik arz eder. Yani birey bu hakların hem öznesi olmakta hem de bu haklar vasıtasıyla kendi olmaktadır. Çünkü insanın bireyselliği hak bağlamına dolayımlıdır.
Hali hazırda birçok felsefi metinde ve bildiride ‘insan’ kavramı belirli bir zümre ile ilişkilendirilmiş; kadınlar, çocuklar, köleler, yoksullar insan kavramının dışında tanımlanmışlardır. Dolayısıyla burada iki tür insan ortaya çıkmıştır. Ya seçkin bir zümreyle bağlantılı olarak ‘üst insan’ ya da yukarıda saydığımız sınıflar veya cinsiyetlerle bağlantılı olarak ‘sürü insanı’. Bu yönüyle birçok hak sadece birinci gruba tanınmış olup diğerleri bu haklardan mahrum bırakılmışlardır. Kapsam alanının genişletilmesi ise yüz yılların getirmiş olduğu siyasal, ekonomik ve toplumsal dönüşümlerin sonucundadır. Bu gelişmelerin sonucunda insan hakları kapsam bakımından en geniş anlamıyla ete ve kemiğe bürünen insana hitap eder duruma gelmiştir. Bu haliyle insan hakları evrensel bir niteliğe kavuşmuştur.
                      İnsan hakları, insanın onuruyla yaşamasını esas aldığı için bu haklar hem dokunulmazdır hem de devredilmezdir. Çünkü insan hakları bir resim tuvaline çizilmiş bir resimdeki armoni gibidir. Bu armoniye herhangi bir müdahale onun nasıl bütünlüğüne zarar veriyorsa haklarda bundan azade değildir.
İnsan haklarından her hangi birine müdahale onun anlamsal bütünlüğüne zarar verir. Bu anlamıyla haklar, insan onuru bakımından eşit seviyede bir tutarlılığı içerisinde barındırır. Dolayısıyla insanın doğası itibariyle sahip olduğu her bir hak bir diğeriyle kıyaslanamayacak düzeyde değerli ve önemlidir. Bundan sebep hiçbir birey bu haklarını ne devredebilir ne de bunlardan vazgeçebilir.
Yukarıda ifade ettiğimiz insan haklarının temel özellikleri ideal bir çerçevede tanımlanmıştır. Bu hakların sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel hayatın içerisinde somutlaşıp dal budak salması hukuk eliyle güvenceye alınmasını gerekli kılar. Hukuk tarafından teminat altına alınmaya hiçbir hakkın hayat bulması mümkün değildir. Bu nedenle modern devlet modeline geçilmesi ile birlikte bu haklar çeşitli sözleşmelerle garanti altına alınmıştır. Bu sözleşmeler toplumsal katılım bağlamında hukuk – hak bağlamını birbirine yakınlaştırmıştır diyebiliriz.
Her ne kadar insan hakları hukukun teminatı altında olsa da insan haklarını içselleştirmiş bir toplumsallığa dönüştürülmesinin başka şartları da bulunmaktadır. Bizce en önemli husus da burada netleşmektedir. O da toplumun bunu sürekli talep edecek bir düzeyde olması ve bunu gözetmesidir. Haklar toplumun duyarlılık noktalarına ne kadar temas ederse insan hakları o kadar sağlam bir zeminde kök salmaya başlar. Belki de bu en çok eksikliğini hissettiğimiz bir unsurdur.
                     Suriye’deki iç savaş nedeniyle 500.000 den fazla insan yaşamını yitirmiş ve 6 milyondan fazla insanda yerlerinden yurtlarından göç ettirilmek zorunda bırakılarak mülteci konumuna düşmüştür. Tüm dünyada şiddet olaylarının artması, insanın doğaya aşırı müdahalesi nedeniyle ekolojik dengenin bozulmasından kaynaklanan sel, kuraklık gibi yaşanan doğal afetlerin ardından yüz binlerce insan kendi kaderleri ile baş başa bırakılmış, dini inanışları nedeniyle birçok insan vahşice katledilmiş ve yurtlarından göç ettirilmek zorunda bırakılmış olması ve bunun sonucunda başta yaşam hakkı, barınma, beslenme sağlık, mülkiyet, iş ve eğitim hakkı olmak üzere birçok hak ihlali yaşanmıştır. 
Yine insan onurunu esas alan, tüm toplumu kucaklayıcı bir demokratik anayasanın yapılmamış olması, Kürt sorunun hala çözülmemiş olması, hain darbe girişiminden sonra çıkarılan KHK larla birçok kişinin ihraç edilip ceza evlerinde tutuklanması ve adil bir yargılamanın halen yapılamaması ve bu işin O hal komisyonuna devredilmesi ve hiçbir gelişme kaydedilmemesi, ceza evlerinin kapasitelerinin çok çok üstünde tutuklu ve hükümlü barındırması, tutukluların yargılamalarının yapıldığı yer dışında başka başka illerdeki ceza evlerine nakledilmeleri, hala bir çok gazeteci, yazar, milletvekili ve belediye başkanlarının tutuklu olması, Türkiye’nin insan hakları karnesinin önünde büyük bir engel teşkil etmektedir.

                      Genel anlamda insan hakları savunucuları başta olmak üzere birçok sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcileri insan haklarını sadece insan ile devlet arasında ki ikilemde tartışmaktadır. Bu alanın dışına çıkabilecek birçok insan hakları ihlalleri ya görünmez kılınmakta ya da gündemin dışına taşınmaktadır. Dolayısıyla insan hakları gibi ulvi değerlerin sadece siyasal anlamıyla değil ekonomik, kültürel, sınıfsal ve cinsiyet boyutuyla da ele alınması gerekmektedir. Çünkü toplumsal yabancılaşmanın ve yozlaşmanın arttığı böyle bir dönem ve zamanda insanlığımıza bir pusula olabilecek bu hakların varlığı her geçen gün bizler açısından daha önemli olmaktadır.
Giderek daha baskıcı ve özgürlükleri kısıtlayan bir dünyaya doğru giderken, tüm insanların daha onurlu ve daha özgür olmaları dileğiyle dünya insan hakları gününü kutlarız.


BİNGÖL BAROSU BAŞKANI
Av. Abdullah ALAKUŞ

22.07.2018
AV. ABDULLAH ALAKUŞ
BARO BAŞKANI

BARO LEVHASI


© Web sitesi hizmeti Türkiye Barolar Birliği tarafından verilmektedir.